Nereden bulaştık bu işe?

Türkiye’de yabancı dizi tarihi pek de eski sayılmaz. Benim hatırladığım en eskileri, Cosby Ailesi, A Takımı, Herbie, Lassie, Flipper ve Alf gibi dizilerdi. O zaman farkında değildik ama bu dizilerin en büyük problemi çok eski yapımlar olması ve biraz bize kakalanmış olmalarıydı. Mesela minnoşlar minnoşu, her yardıma koşan yunus Flipper kardeşimiz 1965 yapımıydı ama biz 90’larda bi’ güzel izledik.

Neyse ki, 2000 yılında imdadımıza Cnbc-e’nin girmesiyle biraz daha güncel yapımlar izleyebildik. Ve sonrasında tabii ki internet bant genişliğinin coşması ve akabinde e-mule ve torrent geceleri. Tam da bu dönemde hayatımıza giren en büyük yapım sanırım Lost’tu. O nedenle doğum tarihi 80-90 arası olan çocuklar için internetten dizi indirme furyasının belki de başlangıç noktasıdır. O nedenle yeri hep bambaşka olacak. En azından benim için.

Tabi tek özelliği bizim için ilk internetten indirilebilir popüler dizi olması değildi. Sevgili JJ Abrams Bey’in de bu dünyada bir fenomene dönüşmesi, hem hastası olunan, hem nefret edilen bir yapımcı olmasının ilk adımı olmakla kalmayıp, olağanüstü senaryo ve kurgusuyla sonucunda hepimizi birer uyuşturucu bağımlısına çevirmişti. Bir sonraki bölüm gelsin diye inim inim inliyorduk adeta. 

Yabancı dizi mi, cool olma çabası mı?

Ve tabii artık devir Netflix devri. Hayatımıza “dan!” diye girdi ve mertliği bozdu. Artık başka bir platformun dizi ve filmlerini izleyemez olduk. Çünkü Netflix’in hayatımıza getirdiği kolaylıklar bünyede inanılmaz bir üşengeçlik yarattı. Şu an 40 saat ne izlesem diye dolaşıp bir şey bulamasam bile, bilgisayarı aç doğru torrent’i bul, ona uygun alt yazı bul, onu tv’ye aktar operasyonuna girmekten çok daha makul kalıyor.

Bu sebeple belli bir dizi/film entellektüeline sahip insanlar bir anda Netflix’i olanlar ve olmayanlar diye ikiye bölündü. Ve toplum içerisinde parayla satın alınabilen her entellektüel bölünmede olduğu gibi bu da ufak çaplı sınıfsal bir krize dönüştü.

Netflix’i olan bir takım köylüler “Süper aaağbbiii, Netflix dışında bir şey izleyemiyorum” diyerek olmayanları baydı. Netflix’i olmayan bir takım köylüler “Cool olmak için satın aldı, izlemiyor bile” diye onun arkasından konuştu. Bu tür tartışmalar tabii ki bu konularda yarası ve eksikleri olan toplumlarda olur. Neden mi? Çok basit bir örnekle anlatmaya çalışayım. 

Mesela BeIN TV, eski adıyla Digiturk. Netflix’ten çok daha pahalı. Ancak memlekette kimse ne Digiturk’um var diye hava atıyor, ne de olmayan adam bunun ezikliğini yaşıyor. Neden?

Benim gözlemim Netflix’in içerisinde “Para verilecek ne var?”ı anlamayan ve bunu kendisi için aşırı entellektüel gören adamla, “Netflix’in içerisinde belli bir sanat ve vizyon var ve ben buna para ödeyecek kadar entellektüelim” diyen adamın tartışması.

İşin kötüsü bu tarz platformlara ne kadar maruz kalırsan olaydan da o hızla uzaklaşıyorsun. Uzun süreler yabancı dizi izledikten sonra televizyonu açıp Kınalı Kar’la karşı karşıya kalmak tabii ki büyük travma. (Kınalı Kar ne ya? Düşün en son o zamanlar TV açmışım)

Ondan sonra vay efendim “Türk dizisi izleyemiyorum” İzleyemezsin tabii. Ve bunu diyen adamın toplumdaki bir çok insan tarafından “Elitist” olarak görülmesi… Bakınız elit demiyorum, elitist diyorum.

Sonuç olarak…

Bu iki taraflı bir sorun. Maalesef bir çok konuda olduğu gibi burada da entellektüel bir mevzunun bir bölüm insan tarafından sahiplenilmesi ve bunu toplum içerisinde bir fark olarak görme çabası ve bir bölüm insanın da anlamadığı şeyden korkması olarak özetlenebilir Türkiye’de yabancı dizicilik.

Bunun BeIN ya da LigTV gibi tartışılmadığı ve normalleştiği zaman toplum olarak bir çok şeyi aştığımız bir noktaya erişmiş olacağız. Bu noktaya ne kadar sürede erişiriz, biz oraya vardığımız zaman diğerleri hala bu gezegende olur mu bilmiyorum tabi ki.

Buraya kadar sabredip okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka bir yazıda görüşmek üzere.

Bir cevap yazın