DİKKAT: Bu yazı spoiler içerir!

Okja ve Veganizm

Okja, bir domuz ile sahibi olan köylü bir kızın arasındaki bağın üzerine kurulmuş bir Kore filmi. Temelde domuz ve kız arasındaki bağı kurmakla kalmayıp, domuzumuzu sonu mezbaha olan bir yolcuğuluğa çıkartarak hayvanların bu yolculu esnasında ne kadar büyük acı yaşadığını gözler önüne seriyor.

Önümüzdeki dönemin çılgın yönetmenleri arasında gösterilen Joon-Ho Bong, Mija (sahibi olan köylü kızı) ile domuz arasındaki bağı, seyirci ve domuz arasında öyle bir kuruyor ki, devamında domuzun başına gelen olaylarda üzüntüden adeta ciğerimizi solduruyor.

Nedir bu kadar etkili olan?

Hayvan yetiştiriciliği ve tüketimi ile ilgili bir şeyler okuyup izledikten sonra insanın kafası karışmaya başlıyor. Ancak bazı kararları vermek o kadar da kolay değil. Doğumunuzdan itibaren size bir şeyler öğretiliyor, bu öğretiler alışkanlığa dönüşmeye başlıyor ve hatta karakterinize, yetişme şeklinize göre bu alışkanlıklar değiştirilemeyen, kabuklaşmış huylara dönüşebiliyor.

Bize öğretilen bu şeylerin hiçbiri ayıp ya da suç olmadığı gibi, doğru olduğu anlamına da gelmiyor. Ben de belli bir okuma ve araştırma sürecinden sonra bu işte bir yanlışlık olduğunu görmeye başladım. Aslında hep bildiğimiz şeyler ama büyük kararlar için insan bazen ikna edilmeyi bekliyor.

Okja da bu anlamda, et yemekten vazgeçme kararının tam ucundayken arkamdan ittirmiş oldu. Kedi, köpek dostunuz olabilir buna alışığız ancak bir besi hayvanının kedi, köpek gibi dost olabileceği fikri bize gösterilmemiş bir şey. Filmin sonunda kedimi benden zorla alıp, kesilmeye götürseler ne yapacağımı düşündüm. Aklını kaçırırsın.

“Et de mi yemeyek?”

Çoğunuzun böyle dediğini duyar gibiyim. En azından kendi çevremde böyle diyenlere sıkça rastlıyorum. Tüm arkadaşlarından ve ailenden bir rezistans görüyorsun mutlaka. “Et nasıl yenmez!”

Öncelikle şunu söylemem lazım ki, kimse size “Et yemeyin” yemeyin demiyor. “Et yemiyorum” diyor. Böyle saçma tepkiler vermeyin. (:

İkincisi karşınızdakinin neden et yemediğini dinleyin. Mantıksız geliyorsa ocakbaşına devam… (Özlüyorum tabii ki) (:

Benim et tüketimini bırakmaktaki kararımın nedenini kısaca yazayım. Sandığınız üzere sağlık vs gibi sebeplerden bırakmadım. Ben hayvanların bu denli kötü şartlarda üretilmesine, yani tesisleşmeye karşıyım. Bu ne demek?

Yani doğada bir ayının balık avlayıp yemesi, bir yılanın tavuk avlayıp yemesi ya da bir aslanın geyik avlayıp yemesi gibi, insanoğlunun da bir canlıyı avlayıp yemesiyle ilgili bir derdim yok.

Ama pratikte hiçbir ürün doğal ortamında avlanıp önümüze konmadığı için hiçbirini yemiyorum. Bu sınıfa sadece “çiftlik ürünü olmayan” deniz mahsülleri giriyor ki onu da bulması oldukça zor.

Besicilik ve Tesisleşme

Peki niye tesisleşmeye bu kadar karşıyım?

Hayvan üretim tesisleri, çiftlikleri ya da adı her ne haltsa ne gibi şartlara sahip olduklarını az çok biliyoruz. KFC’nin 6 kanadı olan tavuk ürettiği efsanesinden, McDonald’s’ın at eti yedirdiğine kadar bir çok geyik gerçek anlamda olmasa da bir şehir efsanesi olarak bu şartların ne tür bir garabet içerisinde olduğunu bize hissettiriyordu.

Ama internetin ve dolayısı ile yayın organlarının artmasıyla dünyadaki bu tesislerin ne şartlarda olduğunu, hayvanların ne şartlar altında üretilip, kesilip önümüze sunulduğunu gerçek anlamda görmeye başladık.

Sırf erkek oldukları için canlı canlı ölüme gönderilen civcivler.

Uzatmadan, dolandırmadan söyleyeyim.

Penceresi bile olmayan bir odada dünyaya gelen kuzunun, henüz 40 günlük iken ve daha gün ışığı görmemişken kesime gönderilmesi yazılı olan ya da olmayan hiçbir hukukta yeri yoktur. Benim kitabımdaki adı adiliktir, cinayettir.

Tüm tavukları ayaklarından bağlayıp, ilaçla uyuşturup sadece doğum yapan makinelere çevirdikleri için bugün “Gezen Tavuk” furyası başladı.

Kimse kusura bakmasın ama hiçbir canlının, lanet insanoğlunun elinde bu hale gelmesi, kaderi değildir. Ve buna cinayet demek bile hafif kalır. Bu toplu katliamdır. Az önce de belirttiğim üzere konu et yemek değil. Konu üretim, üretim şekli ve şartları.

Bugün kürtaj için “Bir canlı ruhunu yok etmeye kimsenin hakkı yok” şeklinde açıklamalarda bulunan toplumlar bile, tavuk üretim tesislerinde erkek civcivlerin işe yaramayacağı için canlı canlı çöpe atılmasına sessiz kalıyor.

Bunları tüm dünyaya gösterseniz eminim gezegenin yarısı bu tüketimden vazgeçer. Ancak dünyadaki ekonomik sistem bunun üzerine kurulduğu için ve bu durum sistemi çökerteceği için kimse asla bunları göstermeye cesaret edemez.

Siz onlara kuş beyinli diyorsunuz, hiçbir şeyden haberleri yok sanıyorsunuz. Aslında ölüme gittiklerinin o kadar farkındalar ki o kuş beyinleriyle kaçmayı deniyorlar.

Sonuç

Bir dizi/film blogu olarak yine alakasız bir konuya değinmiş olduk. Umarım ne diyor bu deli dememişsinizdir.

Okja da besi hayvancılığının korkunç yüzünü adeta suratınıza vuruyor. Hatta biraz tokatlıyor. İnsanla duygusal anlamda bağ kuran bir canlının elinize sosis olarak verildiğini görmek boğazınıza bir yumru gibi oturuyor. En azından benim için öyle oldu ve az önce bahsettiğim değişimi tetikledi. O nedenle biz çok sevdik. Umarım sizin için de benzer duygular yaşatır.

Sevgiler.

Bir cevap yazın