The Godfather (1972)

Suç, Dram | 175 dk
IMDB Puanı:
9.2/10
9.2

Hikayesi

Amerigo Bonasera; “Amerikaya güveniyorum. Servetimi Amerika sayesinde yaptım ve kızımı da bir Amerikalı gibi yetiştirdim. O’na özgürlük verdim ve ailesinin onurunu zedeleyecek bir şey yapmamasını öğrettim. İtalyan olmayan bir erkek arkadaş buldu. O’nunla beraber sinemaya gitti. Geceleri geç geldi. Karşı çıkamadım. İki ay önce diğer bir erkek arkadaşıyla kızımı gezmeye götürdüler. Kızıma viski içirmişler. Ve sonra ondan faydalanmaya kalkmışlar. Kızım karşı koymuş ve onurunu korumuş. Bu yüzden onu bir hayvan gibi dövmüşler. Hastaneye gittiğim zaman gördüm ki burnu kırılmış, çenesi parçalanmıştı. Çene bir telle tutturulmuştu. Çektiği acı yüzünden ağlayamıyordu bile ama ben ağladım. Neden mi ağladım? O benim hayatımın ışığı idi. Çok güzel bi’ kızdı. Ama asla bir daha güzel olamayacak. Üzgünüm. Ben iyi bir amerikalı gibi, polise gittim. İki çocuğu mahkemeye çıkardılar. Yargıç onları üç yıl hapse mahkum etti. Ama daha sonra cezalarını erteledi. Cezalarını erteledi! Yani o gün ikisi de serbest bırakıldılar. Mahkeme salonunda aptal gibi kalakaldım ve o iki serseri bana bakıp gülümsediler. O zaman karıma dedim ki; “Adalet için Don Corleone’ye gitmeliyiz”. 

Filmlerin Babası

Şüphesiz ki, “En sevdiğin filmler hangileri?” sorusuna cevap olarak 10 kişiden 9’unun adını saydığı bir film The Godfather (Baba). Aslına bakarsanız üzerine gerçekten incelenmesi gereken bir durum. Hem incelenmesi, hem de yeni nesile anlatılması gereken bir durum tabi ki. Interstellar’ı (Yıldızlararası) izleyen ya da Avengers (Yenilmezler) ile büyüyen bir çocuğa bu filmin “Neden iyi?” olduğunu anlatmak gerek. Zira muhtemelen izlediğinde durağan bulup, sıkılacaktır. Ama aslında iş pek de öyle değil.

Dışarıdan baktığınızda hesaplaşmalar arasında kalan bir mafya ailesinin öyküsü diyip geçebilirsiniz ama tam olarak öyle değil. Mario Puzo’nun efsanevi kitabından esinlenen The Godfather (Baba) bir mafya filmi olmakla kalmayıp aynı zamanda bir aile, bir göçmen ve haliyle bir gurbet filmidir. Özellikle aile olmayı ve aile bağlarını o kadar iyi işlemiştir ki 1972 yılına kadar ticaret, fidye, para gibi aksiyon elementleri ekseninde dönen bu tarz yapımlar, The Godfather (Baba) ile beraber aile, dostluk, arkadaşlık ve tabi ki ihanet ekseninde dönmeye başlamıştır. The Godfather (Baba) bu yönüyle film dünyasında bir öncü olmuş ve kültleşmiştir.

Konusu

Amerika’da mafyaların yükseldiği yıllarda İtalya’nın güneyinde yer alan (Sicilya) Corleone köyünden göçen Corleone ailesinin varoluş mücadelesini anlatır. Bu mücadele sadece sokaklarda değildir. Aynı zamanda kültürünü ve aile bağlarını koruma mücadelesidir. Ailenin “Babası” Don Vito Corleone (Marlon Brando) herkesin saygı duyduğu ve korktuğu bir mafya babasıdır. Daha sonra yaşadığı bir silahlı saldırı sonucunda işleri 3 oğlundan birine devretmek isteyecektir. Büyük oğlu çılgın ve agresif Sonny (James Caan), ortanca oğlu saf Fredo (John Cazale) ve küçük oğlu Micheal (Al Pacino) arasında bir seçim yapmak durumunda kalır.

Neden Bu Kadar İyi?

Bununla alakalı olarak yazacak çok şey var. Bir dönem tüm ataerkil yetiştirilen tüm oğlan çocuklarının telefon melodisi olan soundtrack’inden tutun da, efsaneleşmiş repliklerine… Ya da oyunculuklardan, senaryosuna sayısız harika şeyin bir araya gelmesi diyebiliriz özetle.

Filmle beraber giriş yapan efsanevi soundtrack’i duymanız bile tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor. En azından bende yarattığı tam olarak bu. Hemen ardından Marlon Brando’nun oyunculuğu sizi yakalıyor. Uzaylı diyince hepimizin aklında aynı şey beliriyor. Ters üçgen şeklinde kafası olan. Aynı şekilde devasa gözleri ve ufak ağzı burnu olan. Uzun kollu ve nispeten zayıf yaratıklar. Neden? Çünkü bugüne kadar yapılan tüm filmler bize hep bu formda örnekler sundu. Ve uzaylı zihnimizde böyle yer etti. The Godfather’da (Baba) yer alan Vito Corleone (Marlon Brando) karakteri de mafya dünyasının uzaylısıdır. Mafya babası nasıl olmalı, nasıl konuşmalı zihnimizde tamamen bu karakterle özdeşleşti ki, sonraki yıllarda yapılan yerli yabancı tüm filmlerde italyan takım elbise, kır saçlar, viski, puro, ağır ve sakin konuşma tarzı gibi detaylar mafya babası tiplemelerinde yer etti.

“I’m gonna make him an offer he can’t refuse – O’na reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” repliği, sinema tarihindeki en etkili repliklerden biri olarak gösterilmektedir.

Oyunculuk demişken Al Pacino’dan bahsetmemek olmaz. Kendisinin doğuş filmi olarak da nitelendirebiliriz. Filmdeki Micheal karakteri ile bir vatanseverden, azılı bir mafya babasına dönüşürken yaşadığı kayıplar ve finaldeki yalnızlığı izleyiciye tamamen geçirerek 1973 yılındaki Oscar Ödül Töreni’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülüne aday olmuştur.

Son olarak bir “bravo” da Francis Ford Coppola’ya gelmesin mi? Teknik olarak baktığınızda “woaa inanılmaz bir senaryo, inanılmaz bir ters köşe” diyebileceğiniz bir film değil The Godfather (Baba). Eğer ki sıkılmadan izleyebiliyorsanız bence tek sebebi Coppola’nın dahiyane olay örgüsüdür.

Risultati (Sonuç):

Yazının başında da söylediğim gibi Avengers’la büyüyen bir çocuğa bu dakikadan sonra otur The Godfather (Baba) izle diyemeyebiliriz. Sıkılabilir. Çünkü yeni jenerasyona öğretilen sinema anlayışı genel olarak bu. Özellikle Amerikan/Hollywood dominasyonu sebebiyle iyiden iyiye süper kahraman sektörüne dönüşen bu dünyada, bu tarz filmlerin yeniden rağbet görmesi biraz güç gibi. Biz süper kahraman filmi sevmiyor muyuz? Elbette seviyoruz ama yeni neslin bu kült yapımlara zaman ayıramayacağı bir düzende olmamıza da üzülmüyor değiliz tabii…

Arrivederci.

Fragmanlar

trailers
x

Trailer: The Godfather

Suç, Dram

Reviews ( 0 )

Bir cevap yazın

Bunu Sevdiysen Tavsiyeler

x