Titanic (1997)

Drama, Romantik | 194 dakika
IMDB Puanı:
7.8/10
7.8

Hikayesi

Jack!

14 dalda Oscar adayı gösterilip 11 dalda Oscar almış olan bir yapım için çok fazla söylenebilecek bir şey yok. Dönemin ödül rekortmeni. Her ödül alan filmin iyi olduğunu iddia etmeyelim tabii ki ama Titanik dönem yapım ve çekim teknikleri açısından çok başarılı bir filmdi. Tabii bunda üstat James Cameron‘un etkisi büyük.

Tabii ki bu kadar da değil. Her ne kadar o sene Oscar’a aday gösterilmese de Leonardo DiCaprio‘nun patladığı ve tüm dünya tarafından tanındığı film diyebiliriz Titanic için. Daha önce Günlük, Romeo+Juliet gibi yapımlarda gelecek için sinyaller vermiş olsa da, henüz 24 yaşında böylesine patlamayı sanırım kendisi de dahil kimse beklemiyordu. Yakışıklılığıyla, kestiği rolle o yıllarda bütün genç kızların odasına poster olarak girmeyi başarmıştı. Bu durum şüphesiz ki Titanik filminin bir fenomene dönüşmesinde oldukça etkili oldu.

Konusu

Titanik’i ve hüzünlü sonunu bilmeyen yoktur. Ama belki genç kardeşlerimiz de okur diye ben kısaca bahsedeyim. 1910 yılında o dönemin gelmiş geçmiş en büyük buharlı gemisi üretiliyor ki adı Titanic. Bu gemi 1912 yılında İngiltere’den Amerika’ya okyanus aşırı bir yolculukla yaparak deniz hayatına başlamak istiyor. Ve o dönemin bir çok asil, soylu kişisinin de aralarında bulunduğu 3500 yolcusuyla Southampton limanından ilk yolculuğuna çıkıyor.

Ancak yine dönemin toplumsal koşulları nedeniyle halk arasında ciddi sınıf ayrımları mevcut. Titanik filiminde genel olarak bu ayrımı çok iyi görüyoruz. Üst bölümdeki lüks kamaralarda soylular seyahat ederken, geminin en alt katlarında fakirler üst üste yolculuk yapmaktadır. Burada kumarda kazandığı biletlerle gemiye son anda girme şansı yakalayan Jack (Leonardo DiCaprio) ile soylu bir ailenin kızı olan Rose (Kate Winslet)’nin destansı aşkına şahitlik ediyoruz.

James Cameron, Titanic faciasından kurtulan Beatrice Wood isimli kadının anılarından esinlenerek Rose karakterini yaratıyor. Film başladığında Rose’un yaşlılığını (Gloria Stuart) görüyoruz ve bize Titanik’i, dolayısı ile destansı aşkını anlatmaya başlıyor.

Sonra da olaylar hızlıca gelişiyor. Yakışlıklı ama fakir Jack ile zengin nişanlısı Col Hockley (Billy Zane) arasında nasıl kaldığını, nasıl kalbinin sesini dinlediğini ve finalde nasıl kıçlarının donduğunu dinliyoruz.

Sonuç

Titanik tarihsel bir olayı anlatma noktasında en iyi kurgulardan birine sahip bana kalırsa. En nihayetinde batan bir gemi var ve herkes bunu biliyor. Sonunu bildiğiniz bir filmi sonuna kadar nefesinizi tutup izlemeniz nerden bakarsanız bakın büyük başarıdır. Ben bu filmi 1998 yılında sinemada annemle izlemiştim. Liseliler bilmez ama o zamanlar iyi filmleri, filmin sonunda alkışlardı insanlar. Titanik’te de aynen böyle olmuştu. Şimdi izlesem aynı etki olur mu bilmiyorum tabi ki.

Kurgusu, döneme göre görsel efektleri, kostümleri, Celine Dion’un seslendirdiği inanılmaz soundtrack’i derken Titanic için puanımız 9. Neden 1 puanı kırdığımıza gelince. Aşkın destansılığı ve en son iki kişinin çıkabileceği büyüklükteki tahtaya bencil Rose’un tek başına çıkması sinirlerimizi zıplattı. Bu olayla James Cameron bizim kalbimizi kırıyorsa, biz de onun 1 puanını kıralım dedik. Hepinize okyanus dolusu sevgiler.

Fragmanlar

trailers
x

Trailer: Titanic

Drama, Romantik

Reviews ( 0 )

Bir cevap yazın

Bunu Sevdiysen Tavsiyeler

x